Milliyet Sanat Dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milliyet Sanat Dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2014 Cumartesi

Şiirin ölmeye geldiği yerden şarkılar

Annie Clark, ya da daha aşina olduğumuz rumuzuyla St. Vincent, son beş yılın en dikkat çekici, en maharetli ve en özel müzisyenlerinden biri. Yeni albümü "St. Vincent" bu hafta piyasaya çıkıyor.


 “... ve Dylan Thomas sarhoş öldü
 St. Vincent Hastanesi’nde”

 Nick Cave’in ilham perisine dil döktüğü “There She Goes, My Beautiful World”ün sözlerinden Annie Erin Clark’ın kulakları ilk bu kısmı yakalar. Galli şairin 1953’teki ölümünden bahsediyordur Cave, Karl Marx’ın çıbanlarından ve Philip Larkin’in kütüphane hayatından dem vurduğu dizelerin hemen devamında. Annie’nin anne tarafından büyük büyük akrabalarının birinin göbek adıdır aynı zamanda St. Vincent. Kulak aşinalığı en başta oradan gelir. St. Vincent’ı ‘şiirin ölmeye geldiği yer’ olarak yerleştirir zihnine.

9 Aralık 2013 Pazartesi

Çok Kral Çocuklar




Tropikal kapak tasarımlı, Grammy adayı beşinci stüdyo albümleri “Come Around Sundown” akabinde çıktıkları turneyi ite kaka bitirmişlerdi en son. Temmuz 2011’de çıktıkları Dallas konserinin ortasında Caleb gitarını bir kenara bırakmış, seyirciye sevgi ve saygı iletmiş ve kulise gitmişti. Aslında bu çok da ilginç bir durum değildi. Zira Caleb neredeyse her konserde bir şekilde fırsat bulup kulise kaçıyor ve kusuyordu. Sahneye çıkmaya başladıkları ilk günlerden bu yana geleneksel Kings Of Leon (yazının devamında yola KOL olarak devam edeceğiz, dikkat) ritüellerinden birine dönüşmüştü bu istifra seansları. Ama o akşam kulise giden Caleb geri dönmedi. Konser yarıda bırakıldı. Yorgunluk ve ‘vokal’ problemleri gerekçesiyle turnenin kalanın da iptal edildiği hemen birkaç gün sonra duyuruldu resmi KOL kanallarından. Amerika turnesi iptal edilmişti ama Kanada ve Avutralya’daki konserleri minimum kayıpla bitirmeyi becermişti grup.

Söylenenlere bakılırsa uzun süredir devam eden alkol problemi Caleb’in başına ciddi ciddi bela oluyordu artık. Şan ve şöhretin yabancısı değillerdi, çoktan hazmetmişlerdi rock ve roll hayatın tüm yan ürünlerini ama yine de dozlar zıvanadan çıkmıştı. Nihayetinde dozların tekrar normal seviyelere çekilmesi için altı ay kadar ara verme kararı alır grup.

1 Aralık 2013 Pazar

Doğru Şarkılar, Doğru Hamleler



Sophie ile tanıştıklarında 25 yaşındaydı. Hayatının kalanını birlikte geçirmek istediği kadının Sophie olduğunu anlaması için öyle pek uzun bir zaman geçmesi gerekmemişti. Kraliyet ailesinden geliyordu. Ama tahta çıkmak uzak bir ihtimaldi. Orduda da geleceği parlaktı; şimdiden binbaşı olmuştu. Iyi bir aileden gelen, ama bir ‘saraylı’ olmayan Sophie’yle evlilik planları yapmakta hiçbir sakınca görmemişti.

1993’te Amerikalı alternatif rock gruplarının albümlerini İngiltere’de basmak, zaman zaman da kulaklarına kestirdikleri genç ve farklı İngiliz grupların şarkılarını yayımlamak üzere yola çıkmıştı Domino Records. Tipik (ve iyi) bir bağımsız plak şirketi kimliğini yıllar içinde oturtmuşlardı. 2000’ler onlara iyi gelmişti. 90’lar ingiltere’sinin Brit-pop çılgınlığı duruluyordu ama bu defa da geçmişi dirilten genç gruplar peydah olmuştu. Domino da bunlardan birkaçını havada kapmıştı. The Kills gibi, Arctic Monkeys gibi, ve tabii Franz Ferdinand gibi...

30 Kasım 2013 Cumartesi

'Yeni' Paul McCartney'e yakışmış

Londra’dan Liverpool’a doğru giden bir otomobilin camı sonuna kadar açılır. Yirmili yaşlarına henüz ayak bastığını belli eden, saçları kulaklarını kapatacak uzunlukta bir gencin yüzü belirir. Hafifçe dışarı sarkarak “bu benim!” der, “başaracağımı biliyordum!”
Bu heyecanı camdan dışarı taşan âna sebep olan şey, genç adamın radyoda işittiği şarkıdır. Son birkaç yılda yediğini içtiğini ayırmadığı dostu John’un da yardımıyla son halini verdiği bestesi “Love Me Do”, o sırada radyoda çalmaktadır. Bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını idrak etmesi için daha ikna edici bir işaret olamayacağını düşünür muhtemelen.

12 Eylül 2011 Pazartesi

-- Ters Köşe İşbirlikleri (kısım 1)

Lou Reed ve Metallica’nın birlikte bir albüm kaydettiği haberinden hareketle zıt kutupları buluşturan bir dizi “ters köşe” müzikal işbirliği…

Her ne kadar 90’lı yıllarla birlikte envai çeşit müzikal konukluğa, “featuring” kavramına, dünya müziklerine ve türlerin içiçe geçişlerine alışkın hale gelmiş olsak da yine de şaşırtıcı bir haberdi Lou Reed ve Metallica’nın muhtemelen bir albüm olarak karşımıza çıkacak kayıtlar yaptığı. Birbirini görmezden, duymazdan gelen iki ayrı dinleyici profilini tarafsız bir bölgede buluşturacak kapasitedeki ve daha önce sahne üzerinde de edilmiş bu işbirliği böylesi ters köşe ortaklıklar konusunda hafızamızı yoklamamıza vesile oldu.